Her şey yaratıdır; hem de nadiren, yoktan yaratıdır!
Litosferin daha içinde “yerde yanan mum”, işte öyle yanar,,,
Kardaki dımdızlaklık gibi; ondaki, sair düşünülen fikri zamanların, kıyıdan gözlenen denizin şavkının yakamoz oynaşmaları gibi!
Göz gözü görmezse de
içinde yanar eriyik demir’in, mum bu …
Her şey yaratıdır,
Saniyelerimiz hayatımızın yeterli savunulacak yaratıcılıktır,
Hayatın tümü bir saniyeye sığamaz
bazı anlar daha çok etki bırakırken bizde
Ve biz ki, bazen emin olamam her saniye başı bakmadan aynaya kendimden! !
Sonuçta hayatın tümüyle saniyeleri de götürür gibi birbirinin tümünü
ama yine de hayatın tümü’ne bir ekstra haklılık payı da çıkaramayacaktır bu
(madde-antimadde ilişki ağı’nda anlatıldığı üzere:
hangisi ağır basmış olmalı ki
madde yaratmıştı yaşadığımız bu evreni?
bir olasılık okyanusunda, bir artı, ah sayısızlıkta elde edilen bir kör(!) kazanım!
Haydi bakalım, kolay emin olalım; karanlığın güçlenişinden (!)
Olabilen varsa bir ara da bana yazsın, kanıt –ama- sunsun.
Asla kanıt bulamaz karanlık,
çünkü demir eriyik içinde kar tutmuş bölgelere güneş ışığı altında güneş gözlükleriyle bakmak umududur gereksiz yaklaşımların;
ama umuduysa gerçeğin asla beklemek olamaz, asla konuşmamak,
sessiz kalıp bazı gerçekleri yadsımak şeklinde belirtiler sergileyen bir güçsüzlük olamaz.
Umut kendini uzağa yerleştirememektir, umudun uzak olduğu yerde! ! !